TÜRKİYE ULUSAL VEREM SAVAŞI DERNEKLERİ FEDERASYONU
2010 YILI VEREM HAFTASI AÇIKLAMASI

Verem Hastalığı dünya ölçüsünde önemini korumaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2008 yılında  9,4 milyon yeni verem hastası ortaya çıktığı tahmin edilmektedir. Bu tahminlere göre 2008 yılında 1,8 milyon kişi de verem hastalığına bağlı olarak ölmüştür. Dünya ölçüsünde teşhis edilen hastaların hedef olarak konan % 85’den fazlasının tedavi edilmekte olması bir başarıdır ama tahmin edilen hastaların hala % 40’ına  tanı konulamaması büyük bir sorun olarak ortadadır.
Öte yandan dünyada uzun yıllardır uygulanan verem mücadelesinin yetersizliğinin bir göstergesi olarak ciddi bir Dirençli Verem Hastalığı sorunu ortaya çıkmıştır. Çok İlaca Dirençli Tüberküloz (ÇİD-TB , İngilizce MDR-TB) ve Yaygın İlaç Dirençli Tüberküloz  (İngilizce  XDR-TB)   tedavisi çok zor, çok pahalı ve tedavi başarısı düşük bir tüberküloz şekli olarak yayılmaya devam etmekte ve dünya ölçüsünde halk sağlığını tehdit etmektedir.
Ülkemizde verem savaşı genel olarak başarılı sayılabilir. 2006 yılından bu yana yurt çapında tüm birinci basamak sağlık kuruluşlarının işbirliği ile genişletilen Doğrudan Gözetimli Tedavi (DGT) uygulamaları, hastaların bakteriyolojik tanı ve takibine verilen önemin giderek artması bunun göstergeleridir. Ülkemizde verem savaşı dispanserlerinde 2007 yılında, bir önceki yıla göre % 4 bir azalma ile 19.694 tüberküloz hastası saptanmıştır. Bu, 100.000 nüfusta 27,9’luk bir olgu hızı demektir. Dünyada bu rakam ortalama 100.000 de 139 dur. Dünya Sağlık Örgütü tahminlerine göre Türkiye’de olgu bulmada % 76, tedavi başarısında % 91 düzeyi, başarılı bir düzeydir. Bu başarı esas olarak verem savaşı dispanserleri çalışanlarının hala gönüllü ve fedakarca yürüttükleri çalışmaların ürünüdür

   Bu başarılı çalışmalara rağmen hala devam eden önemli sorunlar bulunmaktadır:

  • Aile Hekimliği sistemine geçiş sürecinde Sağlık Bakanlığı Verem Savaşı Dispanserlerinin (VSD’nin) geleceği konusunda bir karar açıklamamıştır. Aile hekimliğine geçişte eğitimli ve deneyimli hekimlerin VSD’lerinden ayrılması devam etmektedir. VSD’lerde çalışan hekim ve diğer sağlık personelinin aile hekimliğine göre hak kayıpları bir an önce önlenmeli, deneyimli ve gönüllü çalışanların burada kalmaları teşvik edilmelidir.

  • Bakteriyolojik tanıda balgam nakli geç yapılmakta, mikroskopi sonuçları geç alınmakta ve bazı illerde durum arzu edilen düzeyde değildir. Bakanlığın tüm balgam muayenelerini Ankara’da kurulacak bir merkez laboratuarında yapma projesi rantabl görünmemektedir. Türkiye’nin her tarafından toplanacak örneklerin her gün kargoyla Ankara’ya gönderilmesi pratik olmadığı gibi, bunların hepsini bir laboratuarın günü gününe işleyemeyeceğini düşünüyoruz.  Mevcut bölge laboratuarların eksiklerini gidermek ve dispanserlerde direkt mikroskopiyi geliştirmek kısa sürede sonuç alınması ve ülke kaynaklarının israf edilmemesi açısından daha gerçekçi olur. Bölge laboratuarlarının geliştirilerek kalite kontrolüne sahip kültür ve direnç testi işlemlerinin uygulanması gereklidir.
  • Çok İlaca Dirençli Tüberküloz sorunuyla ilgili olarak “ulusal tanı, tedavi ve takip kılavuzu” oluşturulmalıdır.
  • Verem ilaçları Bakanlık tarafından ücretsiz dağıtıldığı için, eczanelerde TB ilaçlarının bulundurulmaması ve Sosyal Güvenlik Kurumunun bu ilaçların bedelini ödememesi sağlanmalıdır. Böylece VSD’lerinden başka yerlerde bulunan ve çoğunun standartlara uygun olmayan biçimde tedavi edildiğini tahmin ettiğimiz verem hastaları da bulunur ve kayıt altına alınmış olur.
  • Hastalanma riskinin en yüksek olduğu yerler olan hapishanelerde veremle mücadele için özel bir çalışma başlatılmalıdır. Tutuklu ve hükümlüler cezaevine konmadan önce VSD’lerde  kontrol edilmelidir.
  • Türkiye’nin tümünde 2007 yılında kaydedilen yeni TB sayıları incelendiğinde, hastalanma sıklığının ülke genelinde 100.000 nüfusta 27,9; Ankara’da 14,4, İzmir’de 29.0, İstanbul’da yüz binde 50,8 olduğu anlaşılmaktadır. Sosyo-ekonomik düzeyleri İstanbul’dan çok daha kötü olan Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizdeki birçok ilde ise verem görülme sıklığı yüz binde 9-15 arasında değişmektedir. Bu farklılıkların kayıt sorunlarından mı kaynaklandığı konusunda araştırmalara ihtiyaç vardır. Ülkemizdeki tüm hastaların yaklaşık üçte birine sahip olan İstanbul‘ a yönelik özel bir uygulamaya ve yaklaşıma ihtiyaç bulunmaktadır. İstanbul’daki dispanserlerin personel açıklarının kapatılması ve diğer eksikliklerinin giderilmesi acil bir sorun olarak gündeme alınmalıdır.
  • Verem hastalarının sosyal ve ekonomik desteklerinde gerileme vardır. Verem savaşı derneklerinin gelirleri kaybolduğu için hastalara ve ailelerine sağladıkları desteklerde önemli gerileme görülmektedir. Bakanlığın bu yıl verem savaş derneklerine maddi yardımda bulunmamasını üzüntüyle izliyoruz. Dernekler yasasında yapılan değişikliklerden sonra birçok dernek kapanmış, birçoğu da kapanmak üzeredir. Veremle savaşın en kritik unsuru olan DGT’nin yürütülmesinde derneklerin hastalara yaptığı maddi yardımların önemi büyüktür. Düzenli geliri olmayan verem savaş derneklerinin Bakanlık tarafından desteklenmesi gereklidir.
  • Verem Savaşı Daire Başkanlığı son yayınladığı bir duyuru ile dispanser verilerinin araştırmacılar tarafından kullanımını engelleyerek neredeyse Türkiye’de verem hastalığı konusunda bilimsel araştırmaları durduracak bir tutum ortaya koymuştur. Bu tutum çağdaş yönetim anlayışının şeffaflık ilkelerine aykırıdır. Etik ilkeler içinde tüm kayıtlar araştırmacılara açılmalıdır.

Bakanlığın yukarıdaki önerilerimizi dikkate alarak verem savaşı çalışmalarının daha da geliştirilmesini arzu ediyor ve tüm halkımızı verem mücadelesinde önemli bir unsur olan Verem Savaşı Derneklerini desteklemeye çağırıyoruz

Prof. Dr. Ferit KOÇOĞLU
Yönetim Kurulu Adına
Genel Başkan


Bu site Doç. Dr. Şeref Özkara'nın katkılarıyla hazırlanmıştır.
sorularınız için: ozkaraseref@yahoo.com
Adres: Türkiye Ulusal Verem Savaş Dernekleri Federasyonu
Sağlık 2. Sokak 63/10 Kolej/Ankara
Tel:0 312 4319335
Faks:0 312 4333214

tarafından geliştirilmiştir